2016-2017 MEZUNİYET TÖRENİMİZ
İlkeleri

Cumhuriyetçilik: Halkın egemenliği olarak adlandırılan bu ilkenin en önemli noktası ülkede kurulmaya çalışılan demokratik rejimdir. ''Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur'' deyimiyle de bu ilke pekiştirilmek istenmiştir.

Cumhuriyeti, ya rejimin ortadan kaldırılması şeklinde zora dayanan, siyasi müdahaleler tehdit edebilirdi ve bu takdirde bu tehlikeyi icra kuvveti ve yargı nizamı önleyecekti; yahut da halk hakimiyetini temsil eden Cumhuriyet nizamını, fert, sınıf, zümre tahakkümleri, oligarşi, teokrasi (din devleti ve şeriatçılık), otokrasi gibi sosyal kanserleşmeler zedeleyebilirdi. Bu gelişmelere tahakkümler ise, icra kuvveti veya mahkeme müdahalelerinden ziyade, toplumun sıhhatli yapısı ile karşılanabilirdi. Bu toplum sıhhatinin sağlanması ise, Anayasada ve sosyal yapıda, içtimai kanserleşmeyi önleyecek zihniyet, program, kayıtlar, organlar, teşkilatlanmalarla mümkün olacaktı.

"Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur." 

Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir (1924).

Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir(1925).

Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)

Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir(1933).                  


Halkçılık: Toplumun isçi-köylü ve seçkin kesimleri arasındaki farklılığı ortadan kaldırmak için tüm halkı eğitmeye, yetiştirmeye ve uzlaştırmaya yönelik bir ilkedir. Halk, Osmanlı imparatorluğunda seçkin ve olağan sınıf olarak ikiye ayrılmaktaydı. Kurtuluş Savaşı'ndan başlamak üzere tüm halk hiçbir ayrıcalık gözetilmeksizin seferber edilerek, demokratik bir anlayışla herkesi eşit bir zemine oturtarak halkçılık ilkesi ortaya konmuştur. Öte yandan halkçılık ilkesi, toplumsal eşitliği temel almıştır. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında en önemli etken o zamanlarda tohumları atılan halkçılık ilkesidir. Her ne kadar bazıları Kurtuluş Savaşı'nın bir halk hareketi olmadığını söylese de bu gerçeği değiştirmemektedir. 

İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir.(1921)

Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum istemidir.(1921)

Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek, esas prensiplerimizdendir.(1923)                  


Laiklik: Çağdaşlaşma yolundaki en önemli ilkedir; herkesin bildiği kısa tanımıyla din ve devlet islerinin birbirinden ayrılmasıdır. Osmanlı zamanında İslamiyet'e geçişle birlikte Türk toplumu bir hoşgörü kazanmıştı, tam olmamakla birlikte yari teokratik bir düzen hakimdi. İslamiyet'in doğasında olan hoşgörü ne yazık ki imparatorluğun son yıllarında ortaya çıkan yobazlık hareketleri toplum düzenini ve siyasi yapıyı tehdit eder hale gelmişti. Bu sorunlar çerçevesinde laiklik ilkesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmıştır. Laiklik ilkesinin içerdiği siyasi güç yanında getirdiği inanç ve düşünce özgürlüğü, Türk devletinin kurulusuyla birlikte daima istismar edilen bir konu olmuştur. Tutucu, yobaz ve insani gelişimlerini tamamlayamamış belli bir kesim, laiklikle ortadan kaldırılan medreseleri, tekkeleri, Arapça ezani, inanç ve düşünce özgürlüğüne karşı bir hareket olarak yorumlamış ve din özgürlüğünü de dinsizlik olarak adlandırmıştır. Türkiye'deki feodal yapı, tüm yasa ve ilkelere rağmen ne yazık ki gerici ve tutucu kesimin öncülüğündeki dini etkiden kurtarılamamıştır. Yine İzmir suikastının de asil hedefi Mustafa Kemal'in kişiliği ötesinde laiklik ilkesiydi. Menemen isyanı ve Kubilay'in öldürülmesi de laikliğe yapılan saldırılardan diğer biridir. 

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.(1926)

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.(1930)

Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.(1930)


Devrimcilik: Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de reformculuk veya devrimcilikti. Bu ilkenin anlamı Türkiye'nin devrimler yaptığı ve geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlar ile değiştirmiş olduğu idi. Geleneksel kavramların iptal edildiği ve modern kavramların benimsendiği anlamına geliyordu.

Burada devrimcilikten kastedilen var olan kurumları zorla değiştirmek, eskileri yok etmek anlamında değildir yani diğer bir deyişle ''ihtilal'' ile ayni anlama sahip değildir. Buna karşılık çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için sürekli bir yenilenme, ilerleme ve aydınlanma hareketi olarak adlandırılması gerekmektedir. 

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır.(1925)

Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.(1925) 


Milliyetçilik: Türk milliyetçiliği, Türk sınırları içinde yaşayan Türklerin kaderine bilfiil bağlı, sınır dışı Türklere kardeşlik sevgisi duyan, milli olmayan cereyanlara karşı olan, insanlık ailesini benimseyen, Türk sınırları içinde Türkçe konuşan, Türk kültürü ile yetişenleri birleştiren bir prensip olarak alınmaktadır. Bu prensip hem Osmanlılığın toplum yapısında, milleti değil ümmeti esas tutan görüşten ayrıdır, hem eski İmparatorluğu teşkil eden kavmiyetler karışımının ifadesi olan Osmanlılık anlayışından başkadır. 1908 ihtilalini takip eden Genç Türkler devrinde ve Aydınlar arasında kuvvet bulan ırkçılık-Turancılık anlayışından keza ayrı bir anlayışı sistemidir.

Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı duyarız. Onların milliyetlerinin bütün gereklerini tanırız. Bizim milliyetperverliğimiz her halde bencil ve gururlu bir milliyetperverlik değildir(1920).

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı her bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır (1923).

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de, o kadar kuvvetli olur(1923).

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına, Türk milleti denir(1930). 


Devletçilik: Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesinin de devletin ülkenin genel ekonomik faaliyetlerini düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği alanlara veya özel sektörün yetersiz kaldığı alanlara veya ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara yine devletin girmesi gerektiği anlamında yorumlanmaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.(1930)

Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)

Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz, bununla beraber, hiç bir piyasa da başıboş değildir.(1937) 

Bu sayfa en son 2016-10-07 15:43:39 tarihinde güncellenmiştir.
anaokulu
ilkokul
ortaokul
lise
önlisans
lisans
yüksek lisans
doktora
iş hayatı